Gezme-Tozmaca V1: Bremen Mızıkacıları

Die Bremer Stadtmusikanten

Bu yazımda sizlere biraz nefes aldırıp, uzak diyarlara götürmeye karar verdim. İşe başladığım ilk yıllarda oldukça sık iş seyahatine çıkıyordum. Toplantılar, workshoplar bir dönem Evliya Çelebi misali elimde valiz diyar diyar geziyordum. Yorgunluk, koşuşturmaca ve yoğun tempo bir yana, benim için çok keyifli bir dönem olmuştu.

Gezdiğim yerler içinde yer alan mızıkacılar kenti Bremen'in bende ayrı bir yeri vardır. Çok sık seyahat ettiğim bir nokta oluşundan mıdır bilinmez bu kente içim baya bir ısınmış, acaba buraya mı yerleşsem diye plan bile yapmıştım.




Wesser Nehri'nin kıyısında yer akan Bremen oldukça rahat yaşam koşullarına sahip sevimli bir kent, işlek bir sanayi şehri. Meşhur mızıkacılarıyla yüksek bir şöhrete sahip. Eşek, köpek, kedi ve horozun müzik yapmak için gittikleri masalsı diyar... Bu yüzden şehrin her köşesinde heykelleriyle karşılaşıyorsunuz. Bremen'e gitmeye karar verirseniz mızıkacıları ünlü diye devasal heykeller görmeyi beklemeyin, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bahsettiğim heykeller genelde ufacık tefecik.




Sözüm ona ikinci dünya savaşı kenti yerle bir etmiş. Bunu bilmesem kentin oldukça eski bir tarihe sahip olduğunu sanırdım çünkü tarihi yerleri bu tahribata rağmen gerçekten çok iyi korunmuş. Markt platz, Rathhaus meydanlarındaki tarihi binalar; birahaneleriyle ünlü eski şehir Alte Stadt'ı bunlara örnek olarak verebilirim.




Bremen'de Böttcherstrasse sanat merkezi olarak bilinen bir cadde. Burada Art Nouveau tarzı binalar yer alıyor. Buranın hikayesini Airbus'da senelerdir çalışan Karl Guenter'den dinlemiştim. Ünlü bir heykeltraş olan Hoetger altın tabaka üzerine bir eser yapmış. Bu caddede yer alan Glockenspiel adlı evin çanları günde üç kere çalıyormuş. Çok merak ettiğim için bir keresini yakalamayı başarmıştım. Çan çaldığında aynı heykeltraşın icat ettiği söylenilen bir sistemle panolar döndü. Bu panoların üzerinde ünlü denizciler yer alıyordu. Bu eser bana çok ilginç gelmişti, daha önce buna benzer bir esere hiç rastlamamıştım.
Yine bu caddede yer alan Paula Modersohn Becker Müzesi'ni de gezmiştim ve oldukça beğendim, tavsiye ederim.



Bürger Park şehrin merkezinde yer alan oldukça büyük bir park. Yürümekten ayağınıza kara sular indiğinde burada oturup dinlenebilirsiniz.

Alışveriş için daracık sokaklarıyla meşhur Schnoor bölgesini şiddetle tavsiye ederim ki buradan arkadaşlarınıza ve ailenize Bremen'i hatırlatan hediyeler yani 'souvenior' alabilirsiniz. Martinshof'a da el yapımı oyuncaklar için uğrayabilirsiniz.




Bremen'i isterseniz bisiklet turuyla ya da Wesser nehri üzerinde vapur turuyla gezebilirsiniz. Kentte bisiklet kullanımı oldukça yaygın. Bir Amsterdam kadar olmasa da burada da bisikletçilerin yolunu işgal ederseniz çok pis korna yersiniz. Bremen'de yine tipik Avrupa kentlerindeki gibi her yere tramvayla da ulaşmak mümkün.



Yeme içmeye gelirsek Weser nehri kıyısında birçok restoran ve kafeler yer alıyor. İş seyahatinde olduğum üzere, Bremen'de en zevk aldığım şey nehrin kıyısında Airbus'ta çalışan working group ekibiyle birşeyler içip uzun uzadıya sohbetler yapmaktı. Eğer şanslıysanız havanın güzel olduğu zamanlarda daha bir keyifli oluyor. Bilir misiniz bilmem Bremen şarap, bira ve kahvesi ile meşhurdur. Becks markasının şehri olma özelliğini de taşır.
Hachez'de yiyebileceğiniz Klute ve Aldstadt’taki kafelerde tadabileceğiniz Butterkucken de bilinen ünlü tatlıları. Çikolata tutkunu olduğum için şahsım adına Klute'ye bayılmıştım.

Uzatmamak adına benim mızıkacıların kenti Bremen'den bildireceklerim bu kadar. Nefes almak adına yazacağım bir sonraki gezi yazıma kadar bol gezmeli keyifli günler dilerim herkese.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder