Gezme-Tozmaca V2: Roma-Venedik-Floransa Üçlemesi

En son çıkabildiğimiz yurt dışı gezisinde İtalya'ya gitmeye karar verdik. Aras 15 aylıktı fakat bizimle gelmek istemedi :) şaka bir yana Aras'la böyle bir geziye çıkmak hem onun için hem de bizim için yorucu olacak kanısıyla eşim ve ben bu geziye başbaşa çıkmayi tercih ettik. Doğum sonrası benim için de kısa süreliğine bir dinlence ve değişiklik oldu diyebilirim. Biraz nefes aldığımı hissettim. Oğlumu çok ama çok özledim. Burnumun direği gerçekten sızladı. Tam 5 gün ayrı kaldık.

Gel gelelim İtalya turumuza. Turun baştan sona rotasını kendimiz belirledik. Otelleri önceden internet üzerinden ayarladık.

Ilk tur ayağımız Roma.
O kadar anlatmışlardı ki Roma’yı. Gitmeden ezberlemiştim dört bir yanini.İşte o geziye ait aklımda kalan snapshotlardan aktaracaklarım:
Ilk hatirladigim beyazin güneşi cayir cayir yansitisiydi. Aşk Çeşmesi değil miydi o. O kadar gözlerim kamaşmıştı ki Fontana Di Trevi kelimeleri dökülüverdi dudaklarımdan. Yıllardır içine para atma hayaliyle yanıp tutuştuğum, önünde öpüşmeyi arzuladığım çeşmeyi karşımda görüyordum. Yerinizde olsam aşk çeşmesine bir de gece giderim. Hem gündüz kalabalığından daral geçirmezsiniz hem de geceki ambiyans müthiş olur. Karanlıklar arasında beyazın muhteşem ışıması sizi alır götürür.

En çok sevdiğim Pantheon. Meydana çıkan rengarenk dondurmacılar mıydı  beni benden alan yoksa bu kadar tarihi bir yeri ilk kez  görüşüm mü. Camiyi andıran kubbeye sahip klisesi Roma’nın en eski yapılarından. Tepesinde boşluktan içeri süzülen ışık inanışa göre tanrıları aydınlatırmış.


Kaldığımız otele yakın bir lokasyon olan Trastevere sanırım en çok zaman geçirdiğimiz yerdi. Şirin ve dar sokak aralarında akşam yemeginizi yiyecek ya da şarabınızı yudumlayacak salaş ve güzel yerler var. Akşamları şehrin damarı sanırım burada atıyor.




Vatikan’a bir tam gün ayrilmali. Kapidaki kuyrukta beklerken yapacak uğraşlar bulunmalı. Tok gidilmeli, yanında atıştırmalık ve pet şişe su bulundurulmalı. Bırak bunları Vatikan’ı anlat derseniz özetle devasal tablolar, heykeller, haritalar, olağanüstü mimari. Kısaca sanatçılık ruhum depreşmişti.



Gözlerim gladyatörleri, Spartacus'u aradığı an farkettimki Colosseum’u geziyorum. İzlediğim dizi ve filmlerin etkisi midir yoksa tarihi dokunun bu kadar iyi korunmasından mı Colosseum ya da Forum'un bir köşesinden aniden fırlayacaklarmış hissine kapılmıştım. Roma’nın görülesi vakit
ayrılası yerleri.




Sanatçılık ruhumu valizime atarken kadınsı ruhumu da Ankara’da bırakacak değildim elbet. Ah o Via del Corso’daki beni benden alan şık butikler.
Roma’da elimde sevgilimin aldığı gülle İspanyol merdivenlerinden aşağı doğru topuklu çizmelerimle inmişliğim de doğrudur.



Ve bahsetmeden Roma’yı noktalamak olmaz. Nam nam dedirtecek pizzalar, makarna sosları ve gellato. Onlar da sanırım midemi benden aldı. Unutmadan Roma Pass olmadan Roma'yı gezmeyiniz.

Gel gelelim Venedik'e...

İkinci tur ayağımız Venedik'ti. Ama şans o ya Venedik'i su basmıştı. Bu olaya orada yaşayanlar o kadar alışmış ki. Hemen sokak aralarına iskeleler dizilmişti ve bir anda herkesin ayağında lastik çizmeler, poşet korumalıklar beliriverdi. Hazırlıksız olduğumuz için yalap şap suların içinden geçmek durumunda kaldık.




İkinci gidişimdi Venedik'e. Bu sefer kendimi Venedik Prensesi sandım çünkü sevgilim yanımdaydı. Bir de yağmur Gondol'da yapacağımız romantik tur planımıza nar ağacı dikmeseydi...Neyse biz de şemsiyenin altına sokulup Venedik'in renkli bir o kadar da gizemli sokaklarında yaşadık romantizmimizi..Hayatımın bir ilki de Michelin restoranındaki lezzete harcadığımız paraydı. Gerçekten yemek ve şarap kalitesiyle, şık garsonlarıyla diğer restoranlardan bir farklılıkları vardı. Venedik'e geldim de şık bir yemek yemedim dedirtmeyecek cinsten.


Venedik'in orta yeri, güvercinlerin hiç yanlız bırakmadığı San Marco meydanı.Kafamı denize doğru çevirdiğimde 'ah o gemide ben de olsaydım' dedirten devasal tur gemileri. Su kıyısında sıra sıra dizilmiş renk renk binalar. Daracık kanalları birbirine bağlayan minik köprüler. Labirent vari dar sokaklar. Birbirine benzeyen ve mini bir tebessüm taşıyan renk renk yaldızlı maskelerin hikayesi. Şirin dükkanlarında satılan cam eşyaları.






Veee Floransa. Her güzel bir başlangıcın malesef bir sonu vardır. Bu keyifli turun son ayağı olan Floransa'ya bayıldım. Sanırım en çok Floransa'dan etkilendim ve yaşanılası buldum. Burada sanatçı olarak yaşayasım geldi.

Floransa deyince ilk akla gelenler Michelengelo, Da Vinci ve Dante.Vakti zamanında bu sokaklarda ben de yürüsem olurdum dedirtti bu şehir bana.
Ponte Vecchio köprüsü. Floransa deyince akla gelen Alman istilasından yırtabilen köprüdür kendisi. Köprünün üstünde yer alan deri ve takı satan dükkanlarla daha bir gezilesi olmuş.
Bizim gibi müzeleri gezmeye vaktiniz olmazsa üzülmeyin derim. Şehirde o kadar heykel var ki sanki müzeler sokağa taşmış. Galleria ve Uffizi’yi vaktiniz olduğu takdirde gezin tabi.
Ünlü Duomo yani Floransa’nın meşhur katedrali. İtalyanın en büyük simgelerinden.
Sonra müze vari Piazza della Signario Meydanı.


Deri tutkunlarının çok seveceği deri ürünler satan stantlar. Bunlar da nerde diye sorarsanız Mercato di San Lorenzo’da bi dolu vardı derim.

Bir İtalya macerası da böylecene sonlanır. Bir sonraki gezi yazıma kadar sağlıkcakla kalın.

2 yorum:

  1. SUPER! HIC GITMEMIS BIRISI OLARAK COK AYDINLANDIM VE EN YAKINDA ZIYARETIMIZI YAPACAGIZ!

    YanıtlaSil
  2. Havanın soğuk olmadığı zamanı tercih edin derim

    YanıtlaSil