Gezme-Tozmaca V5:Barselona-Sevilla-Lizbon Üçlemesi

Hasta la Vista baby!!

Yıl 2010 aylardan Ağustos. Aras’cık henüz ortalıklarda yokken ne yapsak diye sayıklarken kendimizi  İspanya-Portekiz tur planı yaparken bulduk. İş gezilerimden millerim birikmiş, yaşasın bedava uçak bileti dedik ve bir tur şirketi yerine yine kendi kendimize organize olduk. Derken seyahat başladı. Bu seferki gezi yazım sıkılmayın diye bol resimli, az yazılı.

İlk durak Katalan’ların şehri Barcelona.

Barcelona’da neler mi yaptık? Gotik ve dar sokaklarında kaybolduk, oldukça uygun fiyata şişe şişe şarap tükettik, Las Ramblas’da (Barselona’nın İstiklal Caddesi) canlı heykel gösterilerine tutulduk,  ünlü tapaslarından yedik, sıcaktan Sagrada Familia’nın kuyruğunu bekleyemedik, Parc Guel’in mozaik banklarında soluklandık, ilk defa bir Picasso müzesi gezdik, Jamaica Coffee Shop’ta muhteşem sıcak çikolatalarından içtik,  Mercat la Boqueria’da balıklara, deniz böceklerine baktık, Gaudi’nin evlerini gezdik, en çok Plaza Reial’de soluklandık, Barceloneta’da kendimizi deniz tatilinde sandık, Camp Nou’dan çok etkilendik futbolcu olasımız geldi, Montjuic’e tırmanıp şöyle tepeden Barcelona’ya baktık.











































Barcelona’yı bitirdiğimiz gibi ver elini Endülüs’ün başkenti, Flamenko cenneti Sevilla.

Sevilla’da ne yaptığıma geçmeden demem şu ki siz siz olun İspanya’ya özellikle de Sevilla’ya yazın uğramayın. Mayıs olur Ekim olur bunlar güzel aylar.
Barcelona’da heveslenip hevesimi Sevilla’ya bıraktığım Flamenko dans gösterisini izledik (o kadar çok Flamenco elbisesi satan mağaza vardı ki Flamenco elbisesi almamak için kendimi zor tuttum), Alcazar Sarayı ve Bahçesi, Giralda Kulesi, Catedral de Sevilla (Avrupa’nın en büyük üçüncüsü), Maria Luisa Parkı , Plaza de Espana, Barrio Santa Cruz,ve Basilica Macerena’yı hızlıca gezdik, yelpazelerine şaşakaldık (oldukça çok çeşit ve renkteydiler) ve tapaslarına doyamadık.
Unutmadan hani dünya küçük derler ya çok doğru. Daracık sokakta eşimin lise arkadaşıyla karşılaşmasına şaşırdık kaldık.




























Belirtmekte fayda var Barcelona sonrası Sevilla’ya çok da ısınamadık bu yüzden buradan 1 gün erken ayrılmaya karar verdik.

Ve gezinin en keyifli bacağı yedi tepeli Lizbon. Buraya ulaşmamız biraz maceralı olsa da değdi diyebilirim. Sevilla’dan sonra Lizbon bize çok ama çok iyi gelmişti.
Pacific Okyanus’undan sonra Atlantik Okyanus’unu da görmenin mutluluğu içindeydim. Ne diyelim darısı Hint Okyanusu’na.

Lizbon’un nesi mi güzel? Arnavut kaldırımlı dar sokakları, Fado müziği, lezzetli ve bir o kadar ucuz mutfağı, renkli balkonları, Ocenarium festivali (çok ama çok şanslıydık), Chiado, Alfama sokakları, Baixa, Bairro Alto, tramwayları, Porto şarabı, Belem sahili, nostalji dolu pastaneleri, katedralleri ile şehir gerçekten hem eğlenceli hem huzurlu. İstanbul’a uçakla 4 saat mesafede olan bu şehri görmenizi, gezmenizi çok öneririm.
























Bol gezmeli günler dilerim..



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder