1 Günlük İstanbul Turu

Aras doğmadan önce yaptığım keyifli gezilerden bir tanesi de günübirlik İstanbul turuydu. Yorucu olmadı mı derseniz artık şimdi tarih olan yataklı trenle gidip döndüğümüz için bırakın yorucu olmayı acayip keyif aldık. İstanbul'un her noktasını gezdik diyemem tabiiki. Zaten kanımca İstanbul'da yaşasam İstanbul'u derinlenesine keşif etmem için hesabıma göre tam tamına 1 seneye ihtiyacım var.

Hey gidi Haydarpaşa Tren Garı hey. İstanbul deyince hafızamda canlanan sayılı tablolardan. Akşamdan Ankara Tren Garı'ndan İstanbul trenine bindik. Akşam trenin içinde yer alan restoranda atıştırmayla birlikte içkilerimizi yudumladık. Ve sabaha kadar uyuya uyuya İstanbul'a Haydarpaşı Tren Garı'na vardık. Aslında trendeki restoranda da kahvaltı çok keyifli olur. Özellikle yağda yumurtasının lezzetini daha önceki tren seyahatlerimden çok iyi bilirim. Ancak hisarda boğaza karşı kahvaltıya oldukça motiveydim. Trenden inip hemen yanıbaşındaki iskeleden vapura atladığımız gibi hisar civarında yer alan meşhur kahvaltı mekanlarının yolunu tuttuk. Bakır tavada hellim, pastırma, serpme kahvaltısı oldukça başarılıydı. O bölgeye vardığınızda kahvaltı mekanlarının hemen hepsinde bahsettiğim kahvaltıyı bulabilirsiniz.



Kahvaltı sonrası bebek sahilinde turlamaca. İşte Ankara'da bulamadığımız muhteşem boğaz manzarası, deniz manzarası, martıların sesleri. Zorlu yaşam koşulları olmasa yaşanılası yer şu İstanbul dedirtti bize.



Daha gitmeden Ortaköy de Ortaköy dediğim için sonraki durağımız Ortaköy oldu. Tok olduğum için kumpirini yiyemedim ancak deniz kenarında Türk Kahvesi keyfini yaptık burada. Vakit sınırlı olduğu için Ortaköy gezimizi de zipledik adeta. Sonrasında Beşiktaş sahilinde şöyle bir turladık. İstanbul'u bir güne nasıl sığdırır ki insan.




Veee Taksim. Hemen şampiyonda kokoreç, midye keyfi. Çiçek pasajı turu. Sonrasında nargile keyfi. Unutulmaz İnci Pastanesi'nde profiterol. Taksimi noktalandırırken Fransız Sokağı'na da uğrayıp soğuk birşeyler de yudumladık. Hep okumaya heveslendiğim Galatasaray Lisesi'nin bahar şenliğine kısa süreli de olsa dahil olduk.



Taksim maceramızı sonlandırırken fünikülere atladğımız gibi Galata Köprüsü'ne ulaştık. Ne kadar da çok oltayla balık tutan vardı. O kadar balık var mıydı. Varmış evet. Hava da keyifli ve güneşli. Ortalık capcanlı, herkes balık kovalarını doldurma telaşında. Vaktimiz sınırlı olduğu için burada çok kalamadan tarihi yarımadaya yöneldik.

Sultan Ahmet meydanını ilk kez görmüştüm ve çok beğendim. Tarihi binaları, Sultan Ahmet Camii ve Yere Batan Sarnıcı. Yere Batan Sarnıcı'nı çok merak ediyordum. İlk olarak oraya yöneldik. Gerçekten de çok ilginçti. İçerideyken ürpermedim değil. Sanki birden herkes sular altında kalacak gibi bir his çöktü içime. Malesef akşam üzeri olduğu için Sultan Ahmet Camii kapanmıştı o yüzden gezemedik.



Yorulmuş ve acıkmıştık. Keyifli bir akşam yemeği için arkadaşlarımdan birkaç öneri almıştım ki lokasyon olarak en yakında bulunan Balıkçı Sabahattin'in (http://www.balikcisabahattin.com) yolunu tuttuk. Gerçekten mezeleri ve yemekleri çok ama çok başarılı. Yediğim dil şişin lezzetini hala başka yerde bulmuş değilim. Buraya kadar yürüdüğümüze değmişti gerçekten.

Güzel geçirilmiş bir günün sonunda kendimizi Haydarpaşa'ya attık tekrar. Trende aralıksız uyumuştuk. Kahvaltıyı trende yapmayı planlayıp da uyanamadığımızı hatırlıyorum.

Bol gezmeli tatiller..

Anne adaylarına emzirme notları

Hamileyken emzirme konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Neler yapacağımı bilmediğim gibi kendimi bir bebeği emzirirken hayal bile edemiyordum. Sanki doğa üstü bir güç gerektiriyormuş gibi geldiği için bunu hiç bir zaman başaramayacağım hissine kapılmıştım. Çünkü hamilelik gerçekten de fiziksel ve ruhsal olarak büyük değişimlerin yaşandığı bir dönem. Bu süreçten geçerken sonrasında ne yapacağınızı planlamak hayali geliyor insana.

Başta 7-8 ay emse daha ne isterim derken işi kıvırdıktan sonra 2 yaşına kadar mı emzirsem diye plan yapıyorken bulmuştum kendimi. O kadar da zor değilmiş dedim kendi kendime. Zaten çok doğal bir olay olduğundan kendinden oluveriyor bazı şeyler. Doğum sonrası odaklandığım tek şey bebişimi doyurmak, doyduğundan emin olmaktı. Zorlukları elbetteki yok değil. O yüzden anne adaylarına az da olsa birkaç not aktarabilirim diye düşünüyorum.

Epidural sezeryan olunca insan sütüm hemen gelmez mi acaba endişeleniyor ya alakası yok. Doktorum öncesinde bana kendimde olduğum sürece odaya gider gitmez emzirebileceğimi, süt salım zamanının normal doğum ya da sezeryandan bağımsız bebeğin  plesantanın anne ile bağının kesildiğinde başladığını söylemişti. Nitekim de öyle oldu. Odaya geldiğimde çoktan başlamıştı süt üretimi. O zaman zorluk bunun neresinde diye sorarsanız, bebek ilk doğduğunda emme içgüdüsü ile doğuveriyor evet ama benim oğlumda da olduğu gibi bazen tutma problemi olabiliyor ve tutsa bile uzun süre emmeye dermanı olamayabiliyor bazen. Böyle gibi durumlar için önlem olarak yanınızda göğüs ucu çıkarıcı (Lansinosh'u tavsiye ederim) ve sağma makinesini (Philips Avent'i tavsiye ederim) bulundurun derim. Süt üretimi bebeğin ememediği durumda azalacağı için bunu pompa ile telafi etmeniz mümkün oluyor. Diğer bir konu ise göğüs bakımı. Ben ilk günden itibaren Avent'in bakım kremini kullanmıştım ve gerçekten çok işe yaramıştı.

Doğum çantası yazımda verdiğim listede de yer aldığı üzere emzirme geceliği ve iç çamaşırları gerçekten büyük rahatlık sağlıyor insana. Benim marka tercihlerim pijama ve geceliklerde: Chezmam, Gebe, Magic Form, Miss Claire, iç çamaşırda: Chezmam, Mothercare, Marks and Spencer, Magic Form. Özellikle Chezmam organik dokuya sahip olduğu için gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz ürün yelpazesine sahip.



Hastaneden ayrılıp eve çıktığınızda günlük hayatınızda evde ya da gezmede emzirmede rahat etmek adına emzirme bluzları ve elbiselerini de tercih edebilirsiniz. Ben Leileo, Momidea ve Gebe'nin emzirme kıyafetlerini severek kullandım.




Bunların dışında aklıma gelen ve cok kullandığım diğer araçlar: süt saklama poşetleri, süt saklama kapları, termal çanta, göğüs ucu kalkanı, göğüs petleri.

Sütünüzün çok olması için beslenme ve sık emzirme ya da sağma çok çok önemli. Bol sıvı tüketmeniz de inanın çok şey farkettirecektir. Eğer enfeksiyonunuz yoksa sıcak kompres, ağrı ve sızı olması durumunda ise soğuk kompres sizi bir hayli rahatlatır.

Bebişinize ve size şimdiden sağlıklı günler, bol sütler dilerim.

Gezme-Tozmaca V1: Bremen Mızıkacıları

Die Bremer Stadtmusikanten

Bu yazımda sizlere biraz nefes aldırıp, uzak diyarlara götürmeye karar verdim. İşe başladığım ilk yıllarda oldukça sık iş seyahatine çıkıyordum. Toplantılar, workshoplar bir dönem Evliya Çelebi misali elimde valiz diyar diyar geziyordum. Yorgunluk, koşuşturmaca ve yoğun tempo bir yana, benim için çok keyifli bir dönem olmuştu.

Gezdiğim yerler içinde yer alan mızıkacılar kenti Bremen'in bende ayrı bir yeri vardır. Çok sık seyahat ettiğim bir nokta oluşundan mıdır bilinmez bu kente içim baya bir ısınmış, acaba buraya mı yerleşsem diye plan bile yapmıştım.




Wesser Nehri'nin kıyısında yer akan Bremen oldukça rahat yaşam koşullarına sahip sevimli bir kent, işlek bir sanayi şehri. Meşhur mızıkacılarıyla yüksek bir şöhrete sahip. Eşek, köpek, kedi ve horozun müzik yapmak için gittikleri masalsı diyar... Bu yüzden şehrin her köşesinde heykelleriyle karşılaşıyorsunuz. Bremen'e gitmeye karar verirseniz mızıkacıları ünlü diye devasal heykeller görmeyi beklemeyin, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bahsettiğim heykeller genelde ufacık tefecik.




Sözüm ona ikinci dünya savaşı kenti yerle bir etmiş. Bunu bilmesem kentin oldukça eski bir tarihe sahip olduğunu sanırdım çünkü tarihi yerleri bu tahribata rağmen gerçekten çok iyi korunmuş. Markt platz, Rathhaus meydanlarındaki tarihi binalar; birahaneleriyle ünlü eski şehir Alte Stadt'ı bunlara örnek olarak verebilirim.




Bremen'de Böttcherstrasse sanat merkezi olarak bilinen bir cadde. Burada Art Nouveau tarzı binalar yer alıyor. Buranın hikayesini Airbus'da senelerdir çalışan Karl Guenter'den dinlemiştim. Ünlü bir heykeltraş olan Hoetger altın tabaka üzerine bir eser yapmış. Bu caddede yer alan Glockenspiel adlı evin çanları günde üç kere çalıyormuş. Çok merak ettiğim için bir keresini yakalamayı başarmıştım. Çan çaldığında aynı heykeltraşın icat ettiği söylenilen bir sistemle panolar döndü. Bu panoların üzerinde ünlü denizciler yer alıyordu. Bu eser bana çok ilginç gelmişti, daha önce buna benzer bir esere hiç rastlamamıştım.
Yine bu caddede yer alan Paula Modersohn Becker Müzesi'ni de gezmiştim ve oldukça beğendim, tavsiye ederim.



Bürger Park şehrin merkezinde yer alan oldukça büyük bir park. Yürümekten ayağınıza kara sular indiğinde burada oturup dinlenebilirsiniz.

Alışveriş için daracık sokaklarıyla meşhur Schnoor bölgesini şiddetle tavsiye ederim ki buradan arkadaşlarınıza ve ailenize Bremen'i hatırlatan hediyeler yani 'souvenior' alabilirsiniz. Martinshof'a da el yapımı oyuncaklar için uğrayabilirsiniz.




Bremen'i isterseniz bisiklet turuyla ya da Wesser nehri üzerinde vapur turuyla gezebilirsiniz. Kentte bisiklet kullanımı oldukça yaygın. Bir Amsterdam kadar olmasa da burada da bisikletçilerin yolunu işgal ederseniz çok pis korna yersiniz. Bremen'de yine tipik Avrupa kentlerindeki gibi her yere tramvayla da ulaşmak mümkün.



Yeme içmeye gelirsek Weser nehri kıyısında birçok restoran ve kafeler yer alıyor. İş seyahatinde olduğum üzere, Bremen'de en zevk aldığım şey nehrin kıyısında Airbus'ta çalışan working group ekibiyle birşeyler içip uzun uzadıya sohbetler yapmaktı. Eğer şanslıysanız havanın güzel olduğu zamanlarda daha bir keyifli oluyor. Bilir misiniz bilmem Bremen şarap, bira ve kahvesi ile meşhurdur. Becks markasının şehri olma özelliğini de taşır.
Hachez'de yiyebileceğiniz Klute ve Aldstadt’taki kafelerde tadabileceğiniz Butterkucken de bilinen ünlü tatlıları. Çikolata tutkunu olduğum için şahsım adına Klute'ye bayılmıştım.

Uzatmamak adına benim mızıkacıların kenti Bremen'den bildireceklerim bu kadar. Nefes almak adına yazacağım bir sonraki gezi yazıma kadar bol gezmeli keyifli günler dilerim herkese.

Çocukla Tatil

Aras doğduğundan bu yana hayatımızda çok şey değişti. Artık seyahatlerimiz eskisi kadar sık ve spontane değil maalesef. Tatil tercihimiz hep onun ihtiyaçlarını kolayca karşılayabileceğimiz, onun tatilden zevk almasını sağlayacak nitelikte. Aras’la şimdiye kadar 4 tane yaz tatili geçirdik. Gittiğimiz yerler genelde 5 yıldızlı tatil köyleri oldu. Aslında eşim ve ben düzen kölesi gibi hissettiğimiz bu tarz tatillerden hoşlanmıyoruz ancak nereye gidersek gidelim düzenli olmak bir zaruriyet. O yüzden çok da yalpalamadan direk tatil köyleri araştırmasına dalıyoruz artık. Çocukla en çok nerelerde rahat edilir, en iyi çocuk menüsü nerede, özel istek üzerine çorba yapan aşçılar hangi tatil köyündedir sonracığıma kumsalı kum olsun, denizi soğuk olmasın, odaları büyük olsun, e olmuşken yatakları da geniş olsun (3 kişi tepine tepine uyuyabilelim),  plajı geniş olsun, plajda taze meyve suyu sıksınlar, milkshake yapsınlar….beklentiler çığ gibi, liste çok uzun.

Aras’la ilk tatil yerimiz Antalya-Belek oldu. Aylardan Mayıstı. Aras tam tamına 10 aylık olmuştu. Söylemeden geçemeyeceğim. 1 yaşına kadar tatile gittiniz gittiniz. Biz bu süre zarfında Aras’la dışarıda çok rahat ettik. Akşamları  pusetine koyup sahilde dolaştırdığımızda rahatlıkla uykuya daldığı için biz de tatilin keyfini bir nebze çıkarabildik. Bu ufak ama önemli dipnottan sonra ilk tatilimize geri dönersek, bu tatilde seçimimiz Ets Tur’un da katkılarıyla Belek’te yer alan Paloma Grida Village’dan yana oldu. Otel çocuklar için inşa edilmiş resmen. Oyun parkları, atlı karıncalar, mini club bir harika. Adından da anlaşılabileceği üzere tatil köyü yeşillikler içinde tipik köy evlerinden inşa edilmiş küçük bir köy adeta. Sokak aralarında yürüdüğünüzde kendinizi köydeymiş gibi hissediyorsunuz. Alışılagelmiş soğuk otel havası pek yok.  Tesiste en çok hoşuma giden şey servis kalitesi ve müşteriye yaklaşımları oldu. Ne zaman ne istediysek severek yardımcı oldular. Bu nedenle 3. tatil yeri olarak tekrardan yine bu oteli tercih ettik. Hayatımda ilk kez bir otele ikinci kez kalmaya gittim. Bunun yanında yemekleri de oldukça başarılıydı. Yalnız bir sonraki sene, yani ikinci gidişimde ilk seferki performansı bulamadım desem yalan olmaz.  
Bu ilk tatilde Aras ne mi yaptı. Bir defa denizden çok korktu, simitine binmedi, dalgalardan ürktü,  ilk iki gün doğru dürüst yemek yemedi ama havuza ayaklarını sokmaya bayıldı bir de babasıyla kumdan kaleler yaptı. :) Kötü  şans mı desek tatil sonunda kısa süreli ateşimiz çıktı. Oldukça canımız sıkılmıştı. Doğduğundan beri ilk defa ateşlenmişti. Çok korkmuş ve paniklemiştim. Neyse ki çok uzun sürmedi.  Ertesi gün farkettik ki Aras  6 tane dişi aynı anda çıkarmanın sıkıntısını yaşıyordu. Zaten Ankara’ya döndüğümüzde bu meşhur 6 diş peş peşe patladı.   








İkinci tatilimiz aynı senenin Ağustos ayındaydı. Aras 1 yaşını yeni doldurmuştu ki Bodrum’um yolunu tuttuk. Çocukluğumda tüm yaz tatillerimi babamın işi dolayısıyla Bodrum’da yapmıştım. Havasının ne kadar rahat olduğunu bilirim. Bu nedenle Ağustos ayında hava bakımından Bodrum’da rahat edeceğimizi düşündüm ve tahmin ettiğim gibi de oldu. 
Bodrum tatilimizin ilk yarısını Voyage Torba’da geçirdik. Balayında Voyage’ın Belek’teki tesisini oldukça beğenmiştik. Ancak bu sefer biraz hayal kırıklığı yaşadık. Tesisin odaları çok küçüktü. Bu yüzden çok sıkıntı çektik. Aras’ın odada kıpırdayacak alanı çok azdı ve bu yüzden odaya girmek dahi istemiyordu. Odanın içine park yatak da girince valizi açacak dahi yer kalmamıştı. Tesiste havuzların ufak ve dağınık yerleşmiş olmasının yanında havuz başında yiyecek içecek yoktu. Ancak hakkını vermek lazım yemeklerine diyecek yok. Hem ana hem de alakart restoranlarında yer alan yemekler oldukça çeşitli ve lezzetliydi. Diyet ve çocuk menüleri sayesinde Aras için yemek bulmakta hiç zorlanmadım. Ayrıca plajda yer alan büfede rondoda milkshake, karışık meyve püresi yaptırma şansını bulmuştum ki bu bizim için büyük bir nimetti. Eksileri ve artılarıyla Voyage’daki tatilimiz noktalandığında arkadaşlarımızla buluşacağımız Samara Otel’e geçtik. İki otel birbirine çok yakındı o yüzden transferde çok da zorlanmadık. Samara’nın odaları oldukça büyük ve ferahtı. Bu bakımdan Aras çok mutlu oldu. Artık oyuncaklarını odada dilediği gibi dağıtabiliyor, odaya girerken zorluk 
çıkarmıyordu. Ana restorandaki yemekler bizim açımızdan çok tatmin edici değildi ancak hergün Aras için özel olarak yaptıkları taze çorbalar sayesinde bunu çok da umursamamıştık.  Fakat Alakart restaurantları oldukça başarılıydı. 
Aras bu tatilde neler mi yaptı. Her zamanki gibi ilk iki gün yemek yemedi, düzensiz uyudu, denizden yine korktu, dalgalardan kaçtı. İlk kez eline alıp dondurma yedi, bunun için ağladı, ama en önemlisi hiçbir yere tutunmadan bağımsız 15-20 adım attı, çocuklarla oyun oynadı, bizi yormadan akşamları pusetinde uykuya daldı, taze mısır yedi, gözleme tutkunu oldu. Bu ve bundan sonraki tatillerinde yaşadığım şey tatilde severek yediği ve içtiği şeyleri nedense tatil dönüşü evde yemeyi pek tercih etmeyişiydi. Nedenini hala çözemedim diyebilirim.












2013’ün Haziran ayında yani bu sene havanın çok sıcak olmayacağını düşünüp yine Belek’in yolunu tuttuk. Ancak tahminlerimiz bu kez tutmamıştı. Hava oldukça sıcak ve nemliydi. Bu kez Aras’ın tüm vücudu isilik olmuştu. Yukarıda bahsettiğim gibi yine Paloma Grida Village’da konakladık. Servis ve ilgileri yine çok iyiydi. Biz gelmeden odamızı süslemişler meyve tabağı bırakmışlardı. Ne istesek seve seve yerine getirmeye çabalıyorlardı. 

Bu seneki yaz tatillerinde bir önceki senelere kıyasla Aras oldukça hareketliydi, bırakın pusette uyumayı pusete oturmaya bile tahammül göstermiyordu. Havuzun, oyun parkının ve kumların tadını çıkarıyordu. Bir önceki sene olduğu gibi yine ilk iki gün yemek yememiş ve düzenli uyumamıştı. Ama artık tatilden daha fazla keyif alıyor, dışarıda koşup oynamanın tadına varmıştı ki odaya girmek istemiyordu.






Bu senenin son tatilinde İzmir, Özdere’ye gitmeye karar verdik. Paloma Pasha Resort bu seferki seçimimizdi. Sanırım Paloma Otelleri’nin tutkunu olmuştuk. Otele vardığımızda tesiste yer alan havuz kıyısı odalar hoşumuza gitmişti. Bu odalardan talep ettiğimizde bize çocuklu ailelere vermeyi tercih etmediklerini ancak müsait oda olması durumunda verebileceklerini, çok dikkat etmemiz gerektiğini belirttiler. Tatilin ikinci gününde nihayet odaları boşaldı bize hemen havuz kıyısında yer alan odalardan bir tanesini verdiler. Oda havuza açıldığı için çocuk konusunda çok hassaslar bu yüzden kapıya ilave kilit, mandal takmışlardı. Biz de odada bulunduğumuz süre boyunca havuza açılan kapıyı sürekli kilitli tuttuk. Paloma Pasha Resort’u özellikle çocuklu ailelere şiddetle tavsiye ederim. İhtiyacınız olan herşey sanki bir adım ötede gibi. Otelde çalışan ekip her konuda oldukça yardımsever ve özverili. Yemekleri de oldukça lezzetli ve bol çeşitli. Cumartesi gecesi gerçekleştirdikleri organizasyon gerçekten muhteşemdi. Şimdiye kadar gittiğim hiçbir otelde bu kadar özen ve itina ile hazırlanmış bir Türk gecesine daha rastlamadım. Bize her konuda desteğini ve yardımını esirgemeyen Paloma Pasha Resort’un Genel Müdürü Sayın Uğur Harput’a burdan teşekkürlerimi borç bilirim. Sanırım işini layıkıyla yapmak böyle bir şey. Günün her saatinde onca temposuna rağmen hep güler yüzlü, hep ilgili. Görev aldığı her otele neresi olursa olsun seve seve ve uçarak gitmeye hazırım. 
Aras bu yaz tatilinde yine ilk iki günü adaptasyonla geçirdi detaya girmiyorum :) Havuzdan çıkmak istemedi, denize alıştı, simitine bindi, kollukla yüzmeyi çok sevdi, kumlarda saatlerce oynadı, turist kızlara pas attı…2 yaş sendromunu bize ufak ufak hissettirmeye başlasa da eşim ve benim için keyifli bir tatil oldu diyebilirim.  




Aras’la yaptığımız tatillerle ilgili inanın anlatılacak çok şey var. Sizleri sıkmamak adına şimdilik burada kesiyorum. Umarım çocuğunuzla yaz tatilleriniz hep süper eğlenceli ve rahat geçer. İyi tatiller…

Bebek alışverişi

Hamile olduğumu ilk öğrendiğim gün yeni bir alışveriş çılgınlığının beni beklediğini biliyordum. Ama o da ne daha cinsiyetini bilmeden nohut kadar olan bebişim için ne alabilirdim ki dedim ve biraz sabır dedim :) Sabır sabır nereye kadar 5. aydan sonra sanırım kendimi saldım ve mağaza mağaza gezmelere, internet sitelerinde dolanmalara başladım. Taa ki doğuma kadar. Karnımı tuta tuta alışveriş merkezlerini gezdiğimi daha dün gibi hatırlıyorum. Hamileliğin en eğlenceli, en can alıcı tarafı ufacık tefecik kıyafetler alıp yeni doğacak bebeğinizin hayalini kurmak değil de nedir.


Bu yazımda fikir olması açısından  size beğendiğim markalardan bahsetmek istiyorum. Belki bunların çoğunu biliyorsunuzdur. Ben bebek alışverişinde değişik ürünler almayı severim. Farklılık benim için hep en önemli kriter olmuştur.Şimdilerde alışveriş merkezleri artık bebek sokağı açıp değişik markaları bünyelerine katmaya başladılar. Bakmaya ilk buralardan başlayın derim. Ankara'da Panora, Armada bunların ilk örnekleri. Gezmediyseniz muhakkak bir uğrayın.

Benim favori markalarımı listelemek gerekirse:

  • Zara Home
  • Chic Frog by Deniz Akkaya
  • Harvey Nıchols
  • B&G Store
  • Guess Kids
  • Ralph Lauren
  • Mothercare
  • Carter's Osh Kosh
  • GAP Kids & Baby
  • Pasito a Pasito
Gel gelelim internet sitelerine:
  • Renkli Zebra
  • Minnineos
  • Unnado
  • Mompery
  • Butikbebe
  • Boobo
  • Picabo
Bu listeyi daha da uzun tutabilirim ancak size en çok beğendiklerimi listelemek istedim.

Keyifli alışverişler...

Bağışıklık Sistemini Güçlendirme Vakti

Mevsimsel hastalıklar kapıdayken önlem alma zamanımızın geldiğini düşünüyorum. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için birçok konuya hassasiyet göstermek gerekiyor. Düzenli uyku, spor, dengeli ve sağlıklı beslenme ve yeterli sıvı alımı. Bunları dengeli bir şekilde sağladığımızdan emin olmalıyız. Günlük beslenmemizde çeşitlilik önemli. Her vitamin grubundan tüketmek gerekiyor. Ceviz, fındık, süt, balık, yoğurt, peynir, yumurta, bademe muhakkak yer verin derim. Bu mevsim tüketebileceğiniz sağlıklı balıklar hamsi, palamut ve lüfer. Bunları haftanın iki günü tüketmek de önemli. Vitamin gruplarına göre besin listesi aşağıda şöyle sıralanıyor.




A vitamini: yumurta sarısı, süt yağı. Beta karoten bakımından zengin besinler ise; havuç, kayısı, ıspanak, pazı, yeşil biber, brokoli ve patates

E vitamini: zeytinyağı, yağlı kuruyemişler

C vitamini: portakal, limon, mandalina ve taze meyve ve sebzeler. Günlük C vitamini ihtiyacı olan 100 mg C vitamini bulunan meyveler: 10 adet çilek, 1 greyfurt, 1 dilim kavun, 1 kivi, 2 mandalina.

B vitamini: balık, kuruyemiş, süt ve et

Folik asit: tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, portakal suyu

Demir: ıspanak, kuru üzüm, semizotu, pekmez, kırmızı et, yumurta. Etin yanında alacağınız taze meyve ve sebze demir emilimini arttırır.

Çinko: badem, et, pişmiş nohut, kuru fasulye, bezelye.

Selenyum: A, C, E vitaminleri ve selenyumun antioksidan özelliği bulunmakta. Tam tane ekmekleri, yağlı kuruyemiş, balık, yumurta, süt, ceviz, fındık, mantar, karides, ciğer ve somon.
Sarımsak, karnıbahar, lahana, üzüm ve karaturp tüketimi de önemli.

Omega-3: derin ve soğuk suda yaşayan balıklar, yağlı kuruyemiş, semizotu, ıspanak, yumurta, brokoli, somon, uskumru, hamsi, sardalye, fındık, ceviz, buğday, keten tohumu yağı (yarım çay kaşığı yoğurda eklenebilir)

Prebiyotikler: buğday ve ürünleri, baklagiller, sebze ve meyveler.




Sağlıklı günler.

Balık Çorbası Tarifi

Balığın beslenmedeki önemini sanırım hepimiz biliyoruz. Özellikle çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimleri için beslenme düzenlerinde olmazsa olmazlardan. Hergün ne yapsam ne yedirsem diyen anneler için yapımı kolay, besleyici ve lezzetli bir tarif benden size.



Malzemeler:

  • Bir dilim somon balığı
  • 1 küçük boy havuç
  • 1 küçük boy patates
  • 1 küçük boy kuru soğan
  • Karabiber
  • Tuz
  • Zeytinyağı
Hazırlanışı:

Patates, soğan ve havuçları ince rendeleyerek zeytinyağında kısa süreli pişirilir. Havuçları zeytinyağında çevirmek vitaminleri aktive ediyor dip not. Sonrasında üzerine somon  ve su ilave edilir. Somon piştikten sonra kılçıklarını kontrol etmenizde fayda var. Tüm malzemeyi rondodan geçirdikten sonra çorbamız hazır. Karabiber ve az tuz ilavesini de unutmayın.

Afiyet olsun.

Alkali mi yaşasak?

Son günlerde kafayı alkali yaşama fena takmış durumdayım. Her yerde bununla ilgili yazılar okuyorum ve insanların bu konuya hassaslaştığını görüyorum. Neden mi yediklerimiz ve içtiklerimiz bazı hastalıkları önlerken bazılarına da davetiye çıkarıyor. En basiti su. Zaten benim de başlangıç noktam bu oldu. Hemen damacana ve pet şişe markalarını araştırmaya koyuldum ve gördüm ki ph değeri 8'in üzerinde su markası oldukça az sayıda. Biz evvelden beri Pınar Su kullanıyoruz. Damancananın üzerinde yer alan tabloya baktığımda ph değerinin 8.2 olduğunu görünce inanılmaz mutlu oldum diyebilirim. Zaten içimi oldukça rahat ve yumuşak bir tada sahip kendisi. Suları araştırırken alkali su bardakları, filtre makinalarıyla da karşılaştım ancak işin cılkını çıkarmamak adına şu noktada gerek olmadığını düşünüyorum.



Gel gelelim yiyeceklere. Günlük tükettiğimiz birçok besine baktığınızda bunların aslında asidik olduğunu farkettim. Ancak bunlar vücüdun ihtiyacı olan, tüketilmesi gereken besinler aslında. Yapmamız gereken dengeli bir beslenme programında vücudu alkali hale getirecek besinlere yer vermek. Aşağıda size bunların listesini verereceğim. Neden alkali derseniz bazı hastalıklar asidik ortamda gelişip daha çabuk ilerliyorlar. Bu hastalıklar hepimizin korktuğu kanser hastalıkları, kalp ve damar tıkanıklığı ve böbrek yetmezliği gibi ciddi hastalıklar. Bilinçli bir beslenme ve yaşam düzeniyle bu hastalıkları uzağımızda tutabiliriz diye düşünüyorum. İşte size yol göstermesi açısından oluşturduğum liste. Alkali olanları tüketmeyi ihmal etmeyin ve muhakkak kullandığınız su markalarını kontrol edin. Sağlıklı günler dilerim.



Alkalin Besinler:

  • Limon
  • Taze balık
  • Himdistan cevizi
  • Domates
  • Karpuz
  • Greyfurt
  • Soğan
  • Sarımsak
  • Çiğ ıspanak
  • Brokoli
  • Kuşkonmaz
  • Maydanoz
  • Yeşil sebzeler
  • Zeytinyağı
  • Bitki çayları
  • Badem
  • Keten tohumu yağı
  • Bamya
  • Kabak
  • Marul
  • Kereviz
  • Keçi boynuzu
  • Tatlı patates
  • Bal kabağı
  • Taze fasulye
  • Hurma
  • İncir
  • Üzüm
  • Kivi
  • Elma
  • Armut
  • Çilek

2. Yas Dogum Gunu Pastasi

2. yas gunu kutlamamiz daha sakin ve sade oldu. Aile arasinda kutlamayi tercih ettik. O yuzden sizlere uzun uzadiya bir parti ve hazirliklarindan bahsedemeyecegim. Biraz gecikmeli de olsa Aras'in dogum gununu ufak bir organizasyonla kutladik. Evi suslerle ve balonlarla donalttik. 


Bu sefer gecen seneye gore farkindaliginin biraz arttigini dusunerek Aras'in sevebilecegi bir pasta arayisina girdim. Malum her erkek cocugu gibi Aras'in da favori oyuncagi arabalar. Pastalarini her zaman severek tukettigimiz Coccinella'da cok sevecegini dusundugum seker hamurundan bir pasta begendim. Ve yanilmadim gercekten de pastayla hemen cok cabuk kaynasti. Uzerindeki seker hamurundan yapilma kirmizi renkli arabayi hemen alip oynamaya heveslendi, daha dogrusu kendisine oyuncak muamelesi yapti. Benim icin hafizamdan silinmeyecek bir kareydi gercekten. 

Ornek ve fikir olmasi acisindan pastanin resmini de sizlerle paylasmak istedim. Nice mutlu ve saglikli seneler olsun.






1 yaş kutlaması

Kutlamalardan bahsetmişken Aras'ın 1. yaş günü partisini de paylaşmak istedim. 1 yaş kutlaması her anne ve baba için özeldir. Zorlu bir senenin ardından tüm yorgun savaşçılar bu günü coşkuyla kutlamak ister. Ben ilk bir seneyi böyle bir cümleyle özetleyebilirim. Gerçekten hepimiz birer yorgun savaşçı gibiydik.

Uykusuz geceler, diş çıkarma zorlukları,  katı gıdaya alışma çabaları, emekleme alıştırmaları, tay tay durumları.. derken bir de baktık ki  koca bir yılı koskocaman anılarla geride bırakmışız. Annem, eşim ve benim açımdan oldukça zorlu, yorucu ama çok çok da keyifli bir dönemdi diyebilirim. Anne olmak dünyada gerçekten tarifi çok zor bir duygu. Kelimelere dök deseniz dökemem. Anlatılmaz yaşanır diyebileceğim cinsten...

Gelelim doğum günü partisine. Yer arayışına girdiğimde birkaç yeri araştırdıktan sonra doğum gününü Liva İncek'te  yapmaya karar verdik. 25 kişilik bir hazırlığa giriştik. Pasta ve menü seçimini yaptık.




Mekanın süslemelerini eşim ve ben aynı günün sabahında misafirler gelmeden yaptık. Liva bize başka kimselerin yer almadığı bir yer ayırmıştı. Havanın sıcak olması dışında oldukça sakin ve rahat geçirdik diyebilirim.



Misafirlerin gelmesinin ardından parti başladı. Parti Aras'ın baya hoşuna gitmişti. Etrafa gülücükler dağıtıyor, kucaktan kucağa gezip balonlarla süslerle oynuyordu.Gelen hediye paketlerine meraklı gözlerle bakıyordu. Sonlara doğru uykusu geldi ama hiç huysuzluk yapmadı. Sanırım doğum günü çocuğu olduğunu hissetti :)





Hevesle beklediğimiz doğum günü partisi Aras ve bizim için oldukça eğlenceli ve neşeli geçmişti.Günün sonunda herkes iyi dileklerle hediyelerini vererek mekandan ayrıldı. O günden kalan fotoğraflara baktığımda Aras'ın şu an aslında ne kadar da büyüdüğünü ve biran önce büyüsün diye geçsin istediğimiz zamanın aslında çok hızlı geçtiğini farkediyorum.

Nice yaşlara...